29Ağu

Bir kongrenin daha ardından

Antalya’da 24 ve 27 Mart 2016 tarihleri arasında düzenlenen 6. Ulusal Alzheimer Kongresi, tüm geçmiş kongrelerde olduğu gibi yoğun bir programa ve geniş bir katılımcıya sahipti. Katılımcılar, nörologlar, psikiyatristler, geriyatristler, aile hekimleri, psikologlar, mühendisler ve ilaç firma çalışanlarından olmak üzere, ortak bir dil konuşabilen ama oldukça farklı alanlardandı. Üç gün boyunca geç saatlere kadar süren tüm oturumlara yoğun katılım oldu

Kongrenin ilk günü Alzheimer derneğinin tüm şubeleri bir araya geldi. Yıl içinde yapılan tüm önemli faaliyetler konuşuldu ve derneğin stratejik planı tekrar gözden geçirildi. Toplantıda yıl içinde her şubenin büyük emek ve gönüllülük isteyen ve birbirinden faydalı faaliyetleri değerlendirildi. Karşılıklı etkileşim içinde her şubenin yaratıcı faaliyetleri diğer şubeler için de ilham yarattı. Toplantı sonunda hastalar ve toplum için iyi bir şeyler yapmış olmanın huzuru ile gelecek yıl faaliyetleri için büyük bir moral depolandı.

 

Bilimsel kısımda ise kongre klasikleşmiş ilk gün kursu ile başladı. Prof. Dr. Hakan Gürvit ve Prof. Dr Öğet Öktem moderatörlüğünde yapılan bu kursta klasik demans sendromlarının klinik yönleri ile nöropsikolojik değerlendirme yöntemleri anlatıldı. Hem klinik yönü hem de nöropsikolojik değerlendirme yönü işlendiğinden kursa hekimler ve psikologlar tarafından ilgi büyüktü.

 

25 Mayıs Cuma gününe, kongre ve onursal başkanımız Prof. Dr Murat Emre ve dernek başkanımız Prof. Dr. Işın Baral-Kulaksızoğlu tarafından yapılan açılış konuşmaları ile başlandı. Hemen ardından ana konuşmayı yapmak üzere demans alanında “duayen” olarak kabul edilen Chicago Northwestern Üniversitesinden Prof. Marsel Mesulam kürsüye çıktı. Bu topraklarda doğup üniversite hayatına kadar İstanbul’da yaşayan ve her alanda Türkiye’ye desteklerini hiç bir zaman esirgemeyen Marsel hocamız Alzheimer hastalığında günümüzde hangi aşamada olduğumuzu ve “süper yaşlılar” ismi verilen ve sağlıklı bir şekilde yaşlanan kişilerdeki bulguları anlatan ufuk açıcı bir sunum yaptı. Bu konuşmanın hemen ardından İngiltere’den Prof. Paul Edison en yeni tanı yöntemlerinden olan “moleküler görüntüleme” konusunda son gelişmeleri bizlere nakletti. İlk oturumun hemen ardından yapılan konuşmalarda Dr. Ebba Lohmann, Prof. Dr. Gökhan Erkol ve Doç. Dr. Başar Bilgiç tarafından Alzheimer hastalığındaki genetik çalışmalar, nörotransmiter sistemleri ve beynin ak madde hasarları ile ilgili güncel veriler paylaşılıp tartışıldı. Aynı günün öğleden sonra oturumlarında ise nöropsikoloji alanında en önemli otör olan Prof. Sandra Weintraub, demanslarda pratik değerlendirme yöntemlerinden bahsetti. Hemen ardında kürsüye tekrar çıkan Prof. Mesulam kendi ismi ile de anılan Primer Progresif Afazi adı verilen hastalıkla ilgili bir güncelleme yaptı. Cuma gününü son oturumu temel kurs olarak düzenlenmişti ve bu oturumda yer alan Prof. Dr. Demet Özbabalık, Prof. Dr. Türker Şahiner ve Prof. Dr. Mustafa Bakar, demanslarda tanı, ayırıcı tanı, ileri tanı yöntemleri ve temel tedavi konusunda bilgilerini interaktif bir biçimde aktardılar.

26 Mart Cumartesi günü sabahında Alzheimer hastalığındaki tıbbi ve tıbbi olmayan tedaviler tartışıldı. Prof. Dr. Işın Baral-Kulaksızoğlu, tıbbı olmayan tedavilerin bilimsel alt yapısından bahsederken, Prof. Dr. Hüseyin Şahin merakla beklenen aşı çalışmalarındaki son durumu nakletti. Prof. Dr. Murat Emre ise ileride kullanıma girme ihtimali olan aşı dışı diğer tedavileri özetledi. Sonraki birleşimde ise kongrenin bir diğer klasiği haline gelen “Ders Aldığım Hastalar” oturumunda Doç.Dr. Remzi Yiğiter, Doç.Dr. Özlem Aki Erden, Doç.Dr. Ebru Barçın, Y.Doç.Dr. Ahmet Evlice, Uzm.Dr. Evrim Göde ve Prof. Dr. Figen Güney ilginç vaka örnekleri sundular.  Öğleden sonra ise demansların ciddi bir boyutu olan psikiyatrik bulgular konusunda Doç. Dr. Eylem Cankurtaran, Doç. Dr. Sibel Çakır ve Doç. Dr. Tuğba Özel-Kızıl sunumlarını yaparken, hemen ardından demansların bir diğer boyutu olan dahili sorunlar konusunda Doç. Dr. Fatih Tufan, Prof. Dr. Mustafa Cankurtaran ve Doç. Dr Murat Varlı deneyim ve bilgilerini paylaştılar.

Kongrenin son gününde mühendisleri ve tıp çalışanlarını bir araya getiren “Multidisipliner Nörogörüntüleme” kursu ile kongre başarılı bir şekilde sona erdi.

Bu yıl kongreye katılan poster başvuruları arasından İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Berrin Çavuşoğlu ve arkadaşlarının yaptığı “Hafif Kognitif Bozukluk Hastalarında Beyaz Cevher Bütünlüğünün Değerlendirilmesi” adlı çalışma birinciliğe layık görüldü.

 

Şubeler olarak birbirimizle kenetlenip, geleceği planlayıp, bilimsel bilgileri de özümseyerek kongremizi sonlandırdık. 2017 yılında yapılacak 7. Ulusal Alzheimer Kongresinin planlamasına ise döner dönmez başladık. Gelecek yıl hem bilimsel alanda, hem tedavide, hem de sosyal alanda daha da yol kat etmiş olarak toplanmak üzere…

 

 

Dr. Başar Bilgiç

29Ağu

Devletin fark etmediği hastalık; ALZHEiMER

Alzheimer hasta yakınının sesini duyan yok. İstanbul gibi 16 milyon nüfuslu kentte, Alzheimer hastası için bakım evi yok. 8 milyonluk Londra’da bu sayı 30’u geçiyor. Fransa ve Almanya ücretsiz danışmanlık sunuyor

Cengiz Erdil
Yeni Yüzyıl Gazetesi

TÜRKIYE Alzheimer Derneği Başkanı Prof.Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, “Devlet bu hastalık konusunda hemen hemen hiçbir şey yapmıyor. Bırakın İstanbul’u Türkiye’nin hiç bir yerinde, devlete ait bir bakım evi yok. Özel bakım evleri ve belediyelerin sağladığı 5’i geçmeyen gündüz bakım evi var. Devletin hem özel bakım evleri kurması, hem de bu hastalık konusunda eleman yetiştirmesi lazım” diyor. ‘Hükümet gibi kadındı ne hale geldi.’ ‘Dağ gibi adamdı, bak ne oldu.’ Elden ayaktan düşen, bunama hastalığına yakalanan yaşlılar için bizim insanımızın ağzından dökülen sözler böyle. Demans yani bunama, beyin hücrelerinin azalması olarak tanımlanıyor. Doğum ölüm yılları arasında açılan parantezde, bazı insanların beyin hücreleri daha çabuk ölüyor. Alzheimer, bunama hastalıklarının bir türü ama en çok sıkıntı ve dert vereni.

Yeterince tanınmıyor

Türkiye nüfusunun halen yüzde 8’i 65 yaş üzerinde. Alzheimer hastası sayısı da 400 bini aşıyor. Türkiye’de akıl sağlığı yerinde, az bakıma muhtaç diyebileceğimiz yaşlıların kalacağı Huzur evleri var. Hemen hemen her kentte bulunuyor. Ancak özel bakım gerektiren Alzheımer hastaları için devlete ait bir tane bile bakım evi yok. Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof.Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, “Devlet bu hastalık konusunda hemen hemen hiçbir şey yapmıyor. Ülke nüfusu yaşlanıyor. Kanser ve diyabet gibi bu hastalık da yaygınlaşıyor. Devletin hem özel bakım evleri kurması, hem de bu hastalık konusunda eleman yetiştirmesi lazım” diyor.

Bir hasta 10 hasta demek

Alzheimer toplumda hastalık yayan, sağlık hizmetlerine ağır faturalara yol açan bir hastalık olarak görülüyor. Çünkü pek çok hasta yakını ağır psikolojik sorunlarla yüz yüze kalıyor. Yaşlı hastanın adeta 6 aylık bir bebek gibi bakıma muhtaç olmasından kaynaklanan sorunların aşılması için profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuluyor. Ancak Türkiye’de bu tür hastaların bakımı için personel de çok yetersiz. Devletin bunama ve Alzheimer hastaları için her türlü ilacı ve evde bakım için maddi destek sağladığını, ağır bakıma muhtaçlar için alt bezi dahi verdiğini belirten Kulaksızoğlu yapılması gerekenleri anlatırken devlete biraz kırgın; “Buraya kadar sorun yok. Ama hastalığın da henüz çaresi yok. Alzheimer, hasta yakınlarını da hasta eden bir dert. Başka toplumsal sorunlara yol açıyor. Hastalığın ilerlemesini durduracak, hastayı toplumdan koparmayacak tek unsur özel bakım yurtları ve gündüz yaşam evleri. Ayrıca bu alanda personele de acil ihtiyaç var. Sağlık Bakanlığı bir an önce plan ve projelerle bu işin üzerine düşmeli. Çünkü nüfusumuz yaşlanıyor. Önlem almakta geç kalmamalıyız. Biz ‘Şefkatli Eller’ projemizle halkı, belediye ve tüm kuruluşları bu hastalık konusunda bilgilendiriyoruz. Maddi ve manevi destek sağlamak için çaba harcıyoruz.”

Dikkat kayıp aranıyor

Alzheimer hastalarının evlerinden çıkıp kaybolmalarına ülkemizde de sık rastlanıyor. Türkiye Alzheimer Hastaları Derneği de İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile ortaklaşa kaybolma riski taşıyan Alzheimer hastalarına yönelik ‘gönüllü parmak izi verisi toplama’ uygulaması gerçekleştirdi. Böylece kaybolan Alzheimer hastalarının kolayca bulunması amaçlanıyor. Ayrıca hasta yakınları kayıp başvurusu yaptıkları andan itibaren hastanın aranmasına başlanıyor. Bu süre diğer kayıp başvurularında 24 saat sonra başlıyor.

Bir bebekten farkı yok

HÜSEYIN Beşgül, Alzheimer Derneği gönüllüsü. Annesi bu hastalığa yakalanınca dünyası değişmiş, “Önce unutkanlık başladı. Yaşlılık deyip önemsemedik. Ancak bu unutmalara bizler de dahil olunca anladık ki durum vahim. Anneme Alzheimer teşhisi kondu. Evliyim çocuklarım var. Yanımıza aldık. Bir bebek gibiydi. Annemin ikinci ve üçüncü evresi neredeyse 10 yıl sürdü. Sevgiyle ve özel bakımla uzattık hayat ipini. Beşgül, bir işletmeci ve yatırımcı maddi durumu iyi. Yani parası vardı. Annesine uzun yıllar bakabildi. Şimdi dernek aracılığıyla annesi gibi olan hastalara el uzatıyor. Kampanyalara, kermeslere destek veriyor. “Peki ya parası olmayanlar, devlet ne yapmalı“ diye soruyorum. Beşgül, şöyle yanıtlıyor; “Hastalığın tedavisi yok. İlerlemesinin durdurulmasının tek ilacı da özel bakım. Çok masraflı ve devlet mutlaka kapsamlı bir program hazırlamalı. Çünkü bu hastalık hasta yakınlarını hasta ediyor.”

Alzheimer nedir?

İLK kez 1906 yılında Alman bilim adamı Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde beyin dokularında ağır hasara neden olan alzheimer hastalığı için hala etkili bir teşhis ve tedavi yöntemi bulunmuyor. Dünyada yaklaşık 44 milyon Demans ve Alzheimer hastası olduğu tahmin ediliyor. 2050 yılına kadar bu sayının 135 milyona yükselmesi bekleniyor. Alzheimer hastalığının, temel olarak 10 belirtisi olduğu kabul ediliyor. Günlük yaşamı etkileyecek kadar unutkan olma, gündelik işleri yapamama, kelimeleri bulurken zorlanma, tarihleri ve bilinen yolları hatırlayamama, çok basit konularda bile karar vermede güçlük çekme, hesap yapamama, pratik düşünmede zorluk, eşyaların yerlerini karıştırma, ruh halinde değişiklik, karakter özelliklerinin değişmesi, insanları suçlama, sorumluluklardan kaçma Alzheimer belirtileri olarak görülüyor.

Editörün notu: Dünya’da Alzheimer
tedavisi nasıl işliyor?

TÜRKIYE çapında Alzheimer hastaları için yalnızca 5 adet bakımevi bulunurken, Dünya Alzheimer hastalığını önemsiyor. 16 milyonluk mega kent İstanbul’da 2 bakımevi hizmet verirken bu sayı 8 milyonluk Londra’da 30′u aşıyor. Almanya ve Fransa ücretsiz danışmanlık hizmeti verirken, her iki ülkede de Alzheimer tedavisi için özel fon oluşturulmuş durumda.

İngiltere’de vakıflar yürütüyor

Başkent Londra’da devlete ait 22 bakımevi ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyor. Ayrıca ‘Alzheimer London’ Vakfı’na ait 8 bakımevi de ihtiyaç sahiplerine kapılarını açıyor. Öte yandan pek çok özel kuruluş Alzheimer tedavisi için araştırmalarda bulunuyor.

Fransa’da devlet destekli

Fransa’da Alzheimer ciddiye alınıyor 2008′de başlatılan özel bir programla hastalık üzerine araştırmalar yapılıyor. Hükümet bu araştırmaları destekliyor. Öte yandan 2 milyon 244 bin kişinin yaşadığı Paris’te danışmanlık hizmetleri ücretsiz, devlet Alzheimer hastalarına özel hemşire ve bakıcı atıyor.

Almanya tedavinin başkenti

Almanya Alzheimer hastalığı için önemli bir geçmişe sahip. Hastalığın ilk kez tanımlandığı ülkede, Dünya çapında ‘merkez’ olarak görülen 25 özel tedavi kliniği mevcut. Sosyal yardımı olan her Alman vatandaşı bu merkezlerden faydalanabiliyor. Ayrıca danışmanlık hizmetleri de ücretsiz.
YENİ YÜZYIL GAZETESİ

29Ağu

Türkiye Alzheimer Derneği yararına 17 Mart 2016

Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Türkiye Alzheimer Derneği yararına 17 Mart 2016 günü Üniversite kampüsünde bir kermes düzenledi. Öğrenciler kendi ya da annelerine yaptırdıkları yiyecekleri satarak kazandıkları parayı Türkiye Alzheimer Derneği’ne bağışladılar. Gençlerimize ve onlara yol gösteren eğitimcilerimize teşekkür eder, hayatlarında başarılar dileriz.

29Ağu

İnegöl Ticaret Odası Kadın Girişimcileri

İnegöl Ticaret Odası Kadın Girişimcileri Kurulu Başkanı Müfide Karaduman’ın organize ettiği kermeste elde edilen gelir Derneğimize bağışlandı. Etkinliğin başarılı olması için desteğini esirgemeyen İnegöl Ticaret Odası Başkan ve Yönetimi ile İnegöl Kaymakamı Ali Akça, Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a hastalarımız ve hasta yakınlarımız adına teşekkürü bir borç biliriz.

29Ağu

Türkiye’de 600.000 aile Alzheimer hastalığı ile mücadele ediyor

Türkiye nüfusu içinde şu an toplam nüfusun %8,7’sini oluşturan 65 yaş üstü nüfus hızla artıyor. Buna karşın diğer yaş grupları bu hızda bir artış göstermiyor. Bu nedenle demans hastalarının sayısında hızlı bir artış izleniyor. Halen dünyada 47 milyon Alzheimer hastası var ve 2030’da 76 milyon ve 2050’de ise 135.5 milyon hasta olması bekleniyor. Türkiye’de ise 600.000 aile bu hastalıkla mücadele ediyor.Her 3 saniyede 1 kişi demans hastası oluyor
Her 3 saniyede 1 kişinin demans hastası olduğunu ve bunların 3’te ikisinin Alzheimer’a yakalandığını vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu: “Türkiye Alzheimer Derneği olarak kuruluş amacımız, toplumun demans ve Alzheimer hakkındaki bilinç ve bilgisini artırmak, ayrıca hasta ve hasta yakınlarına destek vermektir. Uzun yıllardır Alzheimer’s Disease International’ın (ADI) ve Alzheimer Europe’ın (AE) üyesi olan derneğimiz, Alzheimer hastalarına destek olmak amaçlı faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Bu doğrultuda bu sene Konya Şubesi Gündüz Yaşam Evi’ni ve Mersin Şubesi Yatılı ve Gündüzlü Yaşam Evleri’ni açarak hasta ve hasta yakınlarına sunduğumuz desteği artırdığımız için son derece mutluyuz.”

Alzheimer kadınları daha çok etkiliyor
Alzheimer’in kadınlarda daha çok görüldüğünü vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu: “Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1’i Alzheimer hastası olurken, erkeklerde bu oran 11’de 1 olarak gözlenmekte. Mevcut hastaların 2/3’ü de maalesef kadın. 60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla. Bu konuda; hormonal ve biyolojik faktörler, yaşam süresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.”

Alzheimer hasta yakınları için her gün “en uzun gün”
Basın toplantısının katılımcılarından, Alzheimer hastası yakını Aysın İzer şunları söyledi: “Alzheimer ülkemizde de çok yaygın görülen bir hastalık olmasına rağmen halen bu konudaki toplumsal bilinç yetersiz seviyede. Hala Alzheimer’ın normal yaşlanma sürecinin bir parçası olduğunu ve bellek kaybından ibaret olduğunu düşünenler var. Evet, Alzheimer unutkanlıkla başlar ama kesinlikle bundan ibaret değildir. Alzheimer’a yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir. 10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir. Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgi ile bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir. Bunu bilerek, bu hastalık konusundaki toplumsal farkındalığı artırmak için bir şeyler yapmak son derece değerlidir. Bu nedenle bizi bu konuda bilinçlendiren ve her türlü pratik çözümü bize öğreten Türkiye Alzheimer Derneği’ne bir kez daha teşekkür ederim.”

Yaşlılıkta koku algısının azalması, demans ile ilişkili olabilir
Alzheimer tanısı konusunda gelinen son aşamalara değinen Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi: “Yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular, bilişsel bozukluk ve Alzheimer hastalığını saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede bozulmalar, Alzheimer hastalığının erken habercisi olabilir. Araştırmalarda koku tanıma testi, bilişsel bozukluk ve demans tanısı için kullanılan iki biyolojik belirteç ile karşılaştırılmıştır. Bulgular bilişsel bozukluk ve demansı saptamada koku tanıma bozukluğunun, MR kullanarak ölçülen entorhinal korteks kalınlığı kadar, hatta daha da iyi bir belirteç olduğunu göstermiştir. Buna karşın koku testi beyinde amiloid plakları gösteren Amiloid PET kadar etkin bulunmamıştır. Ancak, PET incelemeleri koku tanıma testine kıyasla son derece maliyetli ve uygulanması zordur. Daha ileri araştırmalar koku alma testinin demans riskini erken dönemde saptamada kullanışlı bir testi haline gelmesini sağlayabilir.”

Erken yaşlarda eğitim ve zihin egzersizleri fark yaratır
Eğitime erken yaşlarda başlayanlarda ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde Alzheimer görülme oranının daha düşük olduğunu belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi: “Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir. Wisconsin Üniversitesi Alzheimer Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışmada 268 katılımcıda eğitim düzeyinin Alzheimer Hastalığı gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. 211 sağlıklı birey ile 57 bilişsel bozukluğu olan bireyin katıldığı çalışmadaki bulgular, eğitim düzeyi yüksek bireylerde Alzheimer hastalığında rol oynayan amiloid ve TAU proteinlerinin birikiminin, eğitim düzeyi düşük bireylere kıyasla çok daha az olduğunu göstermektedir. Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacının elde ettiği veriler “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de ileride demans gelişme riskini azalttığını göstermekte. ACTIVE çalışmasında çeşitli bilişsel egzersizlerin sağlıklı bireylerdeki etkileri 10 yıl süreyle izlenmiştir. Altı farklı araştırma merkezinden 2,785 katılımcının olduğu çalışmada bellek egzersizleri, akıl yürütme egzersizleri ve bilgisayarlı “bilgi işleme hızı” egzersizleri karşılaştırılmış ve sadece “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin demans üzerine etkili olduğu görülmüştür. 10 yıllık takipte bilgi işleme hızı egzersizlerinin demans gelişme riskinde %33 oranında azalma ile ilişkili olduğu görülmüştür. Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.

Beslenme, egzersiz ve meyve yemek demans riskini azaltıyor
Finlandiya’da, geniş bir katılımcı kitlesi üzerinde gerçekleştirilen FINGER çalışmasında Akdeniz tipi diyet ile beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğunun saptandığını belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şöyle devam etti: “Amerika’da yapılan benzer bir çalışmada ise Akdeniz tipi diyet ile beslenen, fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan bireylerde Alzheimer Hastalığı için karakteristik olan amiloid ve tau proteinlerinin beyindeki birikiminin çok daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 2016 yılında çeşitli çalışmalarda elde edilen bulgular günlük meyve tüketiminin Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koymuştur.”

Tıbbın önündeki en önemli zorluk: Alzheimer hastalığı
Tam aşılardan umut kesilmişken, yaşanan yeni gelişmelerde Alzheimer tedavisindeki tablonun bir kez daha değiştiğini belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç tedavi alanındaki gelişmeleri özetledi. “1906 yılında Alzheimer hastalığını tarif eden Alman nöropsikiyatr Alois Alzheimer, hastalıkta beyinde amiloid plaklar ve nörofibriler yumaklar adı verilen istenmeyen birikimlerin olduğunu yazmıştı. Son 10-15 yıl ise beyinde biriken amiloid maddesini temizleyen aşı çalışmalarının heyecanı ile geçti. Tüm hararetine rağmen bu çalışmalar ya başarısız sonlanmış ya da çok sınırlı olarak etkili çıkmış ve bu stratejiden yavaş yavaş umut kesilmişti. Tam bu sırada geçtiğimiz haftalarda Nature dergisinde erken dönemdeki Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid maddesini doz ile ilişkili olacak şekilde temizleyen “Aduconumab” adlı molekülün verileri yayınlandı. Bu verilere göre bu molekül diğer aşılar gibi beyinden amiloid maddesini temizliyor ama onlardan farklı olarak ilk defa hastalarda gidişatı da yavaşlatıyor. Bazı yan etkiler izlense de bunların bu çalışmada kabul edilebilir yan etkiler olduğu söylenebilir. Önümüzdeki yıllarda bu molekülün ikinci aşama verilerini heyecanla bekleyeceğiz.

Sosyal bir hayat, kahve ve kakao Alzheimer’e karşı koruyucu
Sosyal bir hayatın Alzheimer’a karşı koruyucu bir etkisi olduğunu belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, kahve ve kakaonun koruyucu etkilerinin üzerinde durdu. “Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür. Bu ilişkinin araştırıldığı tüm çalışmaların sonuçlarının bir araya getirilmesi ile hiç kahve içmeyenlere göre, günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde Alzheimer hastalığı riskinin azaldığı gözlenmiştir. Buna karşılık 3 bardak ve üstü olacak şekilde aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür. Benzer şekilde kahve tüketiminin bir diğer nörodejeneratif hastalık olan Parkinson hastalığında da olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmalarda bahsedilen 1-2 bardak kahve bizim geleneksel kahvemiz olan Türk kahvesi açısından düşünüldüğünde 3-4 fincan kahveye denk gelmektedir. Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır.”
“Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur. Kakaonun deney hayvanlarında Alzheimer hastalığında biriken plakları azalttığı ve de içeriğindeki flavonoid adı verilen maddelerin zihinsel işlevlere müspet etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Bu bilgiler ışığında sosyal bir hayat yaşamanın da koruyucu etkisi düşünüldüğünde dostlar ile içilen
kahve ve yanında ağzı tatlandıracak bitter çikolatanın Alzheimer gelişimine karşı koyan müttefiklerimiz olduğu düşünülebilir.”
Alzheimer hastalığı ve inflamasyon
Alzheimer hastalığında beyin hücrelerinin ölümünün yanı sıra, çok erken evrelerden itibaren inflamasyonun da eşlik ettiğini belirten Doç. Dr. Başar Bilgiç, son dönemde Alzheimer hastalığı tedavisinde inflamasyonu azaltan ilaçların da denendiğini belirtti. “Şimdilik erken dönemdeki çalışmaları yapılan ve kanser hastalarında kullanılan bir sentetik kannaboid ve nadir görülen bir kansızlık nedeni olan orak hücreli anemi tedavisi için geliştirilen bir molekül Alzheimer hastalığında deneniyor. Bu yaklaşımın yararlı olup olmayacağını, bu moleküllerin hastalardaki kullanımı ile öğreneceğiz. Alzheimer hastalığında kandaki beyaz küre hücrelerini uyaran sargramostim isimli etken maddenin de etkili olabileceğine dair ön veriler mevcut. Bu ilacın etkinliği de hastalarda denenmekte ve bununla ilgili cevabı önümüzdeki yıllarda alacağız.”

Türkiye Alzheimer Derneği Hakkında:
Alzheimer Derneği, Alzheimer hastalığı ve diğer demans sendromlarıyla ilgilenen sağlık personeli, hastalar, hasta yakınları ve gönüllüler tarafından 1997 yılında kurulmuştur. Hastalık bilincinin geliştirilmesi, hastalığın toplumda tanınmasının sağlanması, hastaların ve yakınlarının desteklenmesi, kendi kendilerine yardım için zemin hazırlanması, daha iyi bilgilenme ve bakım sağlanması, bu konudaki bilimsel çalışmaların arttırılması ve desteklenmesi amacını gütmektedir.

Alzheimer hastalığı gibi kesin tedavi olanakları olmayan, toplumun önemli bir kesimini etkileyen, hastayla birlikte tüm bir ailenin de yaşamını somut olarak değiştiren ve uzun yıllar süren bir hastalıkta toplumsal destek çok önemlidir. Aktif yaşayan ve üreten bir yetişkinin giderek çocuklaşması, geçmişte edindiği becerileri birer birer yitirmesi ve tamamen bakıma muhtaç hale gelmesi, bu konuyu sıradan bir sağlık sorunu olmaktan çıkarmaktadır. Aileler için tedavi yöntemleri aranması gereken bir hastalık olmasının ötesinde Alzheimer hastalığı, yeni bir yaşam biçimi anlamına da gelmektedir. Derneğin önemli amaçlarından biri bu hastalığın tanınmasını sağlamaktır.

 

 

http://www.dha.com.tr/oku_1329987.html

29Ağu

Kadınlarda Alzaymır Riski, Meme Kanserinden 2 Kat Fazla’

Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1′i alzaymır olurken, erkeklerde bu oranın 11′de 1 olarak gözlendiğini belirterek, “60 yaşından sonra bir kadının alzaymır olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla.” dedi.

Türkiye Alzheimer Derneği tarafından 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kulaksızoğlu, her 3 saniyede 1 kişinin demans hastası olduğunu ve bunların 3′te ikisinin de alzaymıra yakalandığını vurguladı.

Kulaksızoğlu, “Hala dünyada 47 milyon alzaymır hastası var. Bu rakamın 2030′da 76, 2050′de ise 135,5 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye’de ise 600 bin aile bu hastalıkla mücadele ediyor.” dedi.

Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, dernek olarak kuruluş amaçlarının toplumun demans ve alzaymır hakkındaki bilinç ve bilgi seviyesini artırmak, ayrıca hasta ve hasta yakınlarına destek vermek olduğunu belirterek, “Derneğimizi uzun yıllardır hastalara destek olmak amaçlı faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Bu doğrultuda bu sene Konya Şubesi Gündüz Yaşam Evi ile Mersin Şubesi Yatılı ve Gündüzlü Yaşam Evleri’ni açarak hasta ve hasta yakınlarına sunduğumuz desteği artırdığımız için son derece mutluyuz.” ifadelerini kullandı.

Alzaymır kadınları daha çok etkiliyor

Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, alzaymırın kadınlarda daha çok görüldüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:

“Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1′i alzaymır olurken, erkeklerde bu oran 11′de 1 olarak gözlenmekte. 60 yaşından sonra bir kadının alzaymır olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla. Bu konuda hormonal ve biyolojik faktörler, yaşam süresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.”

Kulaksızoğlu, toplumun hastalığa karşı bir hazırlık içinde olmadığını ve bu konuda birlikte hareket edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

“Yaşlılıkta koku algısının azalması, demansla ilişkili olabilir”

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular da yapılan araştırmalarda elde edilen bulguların, bilişsel bozukluk ve hastalığı saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösterdiğini söyledi.

Topçular, bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede görülebilecek bozulmaların hastalığın erken habercisi olabileceğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Araştırmalarda koku tanıma testi, bilişsel bozukluk ve demans tanısı için kullanılan iki biyolojik belirteçle karşılaştırılmıştır. Bulgular bilişsel bozukluk ve demansı saptamada koku tanıma bozukluğunun, MR kullanarak ölçülen entorhinal korteks kalınlığı kadar, hatta daha da iyi bir belirteç olduğunu göstermiştir. Buna karşın koku testi beyinde amiloid plakları gösteren Amiloid PET kadar etkin bulunmamıştır. Ancak, PET incelemeleri koku tanıma testine kıyasla son derece maliyetli ve uygulanması zordur. Daha ileri araştırmalar koku alma testinin demans riskini erken dönemde saptamada kullanışlı bir testi haline gelmesini sağlayabilir.”

Eğitime erken yaşlarda başlayan ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde hastalığın görülme oranının daha düşük olduğuna işaret eden Doç. Dr. Topçular, “Eğitimin alzaymır hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir. Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.” diye konuştu.

Topçular, bir çalışmada Akdeniz tipi diyetle beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğunun saptandığını vurgulayarak, günlük meyve tüketiminin de hastalığa yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığının ortaya koyduğunu dile getirdi.

“Günde 1-2 bardak kahve hastalık riskini azaltıyor”

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç de sosyal bir hayatın hastalığa karşı koruyucu bir etkinin olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür. Bu ilişkinin araştırıldığı tüm çalışmaların sonuçlarının bir araya getirilmesiyle hiç kahve içmeyenlere göre, günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde hastalık riskinin azaldığı gözlenmiştir. Buna karşılık 3 bardak ve üstü olacak şekilde aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür. Benzer şekilde kahve tüketiminin bir diğer nörodejeneratif hastalık olan Parkinson hastalığında da olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmalarda bahsedilen 1-2 bardak kahve bizim geleneksel kahvemiz olan Türk kahvesi açısından düşünüldüğünde 3-4 fincan kahveye denk gelmektedir. Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır. Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de hastalıktan korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur.”

Hasta yakını Aysın İzer de hastalığın ülkede çok yaygın görülen bir sorun olmasına rağmen bu konudaki toplumsal bilincin yetersiz kaldığını söyledi.

İzer, alzaymırın yaşlanma sürecinin parçası ve bellek kaybından ibaret olarak düşünüldüğünü ifade ederek, “Hastalığa yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir. 10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir. Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgiyle bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir. Bunu bilerek, bu hastalık konusundaki toplumsal farkındalığı artırmak için bir şeyler yapmak son derece değerlidir.” şeklinde konuştu.

 

http://www.duyarsiz.org/haber/kadinlarda-alzaymir-riski-meme-kanserinden-2-kat-fazla-h25791.html

29Ağu

Günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde Alzheimer hastalığı riskinin azaldığı gözlenmiştir

Günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketiminin Alzheimer riskini azalttığını da söyleyen Doç. Dr. Başar Bilgiç,  “aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür” ifadesini kullandı.

Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, Yönetim Kurulu Üyeleri Doç. Dr. Başar Bilgiç, Doç. Dr. Barış Topçular, Hüseyin Beşgül, Revna Demirören ve Burcu Cesur’un yanı sıra hasta yakını Aysın İzer’in katılımıyla gerçekleşen toplantıda Alzheimer tedavisinde ve teşhisinde kaydedilen son gelişmeler hakkında bilgiler verildi.

Türkiye nüfusu içinde şu an toplam nüfusun %8,7’sini oluşturan 65 yaş üstü nüfus hızla artıyor. Buna karşın diğer yaş grupları bu hızda bir artış göstermiyor. Bu nedenle demans  hastalarının sayısında hızlı bir artış izleniyor. Halen dünyada 47 milyon Alzheimer hastası var ve 2030’da 76 milyon ve 2050’de ise 135.5 milyon hasta olması bekleniyor. Türkiye’de ise 600.000 aile bu hastalıkla mücadele ediyor.

Her 3 saniyede 1 kişi demans hastası oluyor

Her 3 saniyede 1 kişinin demans hastası olduğunu ve bunların 3’te ikisinin Alzheimer’a yakalandığını vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu: “Türkiye Alzheimer Derneği olarak kuruluş amacımız, toplumun demans ve Alzheimer hakkındaki bilinç ve bilgisini artırmak, ayrıca hasta ve hasta yakınlarına destek vermektir. Uzun yıllardır Alzheimer’s Disease International’ın (ADI) ve Alzheimer Europe’ın (AE) üyesi olan derneğimiz, Alzheimer hastalarına destek olmak amaçlı faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Bu doğrultuda bu sene Konya Şubesi Gündüz Yaşam Evi’ni ve Mersin Şubesi Yatılı ve Gündüzlü Yaşam Evleri’ni açarak hasta ve hasta yakınlarına sunduğumuz desteği artırdığımız için son derece mutluyuz.”

Alzheimer kadınları daha çok etkiliyor

Alzheimer’in kadınlarda daha çok görüldüğünü vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu: “Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1’i Alzheimer hastası olurken, erkeklerde bu oran 11’de 1 olarak gözlenmekte. Mevcut hastaların 2/3’ü de maalesef kadın. 60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla. Bu konuda;  hormonal ve biyolojik faktörler,  yaşam süresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.”

Alzheimer hasta yakınları için her gün “en uzun gün”

Basın toplantısının katılımcılarından, Alzheimer hastası yakını Aysın İzer şunları söyledi: “Alzheimer ülkemizde de çok yaygın görülen bir hastalık olmasına rağmen halen bu konudaki toplumsal bilinç yetersiz seviyede. Hala Alzheimer’ın normal yaşlanma sürecinin bir parçası olduğunu ve bellek kaybından ibaret olduğunu düşünenler var. Evet, Alzheimer unutkanlıkla başlar ama kesinlikle bundan ibaret değildir. Alzheimer’a yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir. 10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir. Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgi ile bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir. Bunu bilerek, bu hastalık konusundaki toplumsal farkındalığı artırmak için bir şeyler yapmak son derece değerlidir. Bu nedenle bizi bu konuda bilinçlendiren ve her türlü pratik çözümü bize öğreten Türkiye Alzheimer Derneği’ne bir kez daha teşekkür ederim.”

Yaşlılıkta koku algısının azalması, demans ile ilişkili olabilir

Alzheimer tanısı konusunda gelinen son aşamalara değinen Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi: “Yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular, bilişsel bozukluk ve Alzheimer hastalığını saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede bozulmalar, Alzheimer hastalığının erken habercisi olabilir. Araştırmalarda koku tanıma testi, bilişsel bozukluk ve demans tanısı için kullanılan iki biyolojik belirteç ile karşılaştırılmıştır. Bulgular bilişsel bozukluk ve demansı saptamada koku tanıma bozukluğunun, MR kullanarak ölçülen entorhinal korteks kalınlığı kadar, hatta daha da iyi bir belirteç olduğunu göstermiştir.

Buna karşın koku testi beyinde amiloid plakları gösteren Amiloid PET kadar etkin bulunmamıştır. Ancak, PET incelemeleri koku tanıma testine kıyasla son derece maliyetli ve uygulanması zordur. Daha ileri araştırmalar koku alma testinin demans riskini erken dönemde saptamada kullanışlı bir testi haline gelmesini sağlayabilir.”

Erken yaşlarda eğitim ve zihin egzersizleri fark yaratır

Eğitime erken yaşlarda başlayanlarda ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde Alzheimer görülme oranının daha düşük olduğunu belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi: “Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir. Wisconsin Üniversitesi Alzheimer Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışmada 268 katılımcıda eğitim düzeyinin Alzheimer Hastalığı gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. 211 sağlıklı birey ile 57 bilişsel bozukluğu olan bireyin katıldığı çalışmadaki bulgular, eğitim düzeyi yüksek bireylerde Alzheimer hastalığında rol oynayan amiloid ve TAU proteinlerinin birikiminin, eğitim düzeyi düşük bireylere kıyasla çok daha az olduğunu göstermektedir. Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacının elde ettiği veriler “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de ileride demans gelişme riskini azalttığını göstermekte. ACTIVE çalışmasında çeşitli bilişsel egzersizlerin sağlıklı bireylerdeki etkileri 10 yıl süreyle izlenmiştir. Altı farklı araştırma merkezinden 2,785 katılımcının olduğu çalışmada bellek egzersizleri, akıl yürütme egzersizleri ve bilgisayarlı “bilgi işleme hızı” egzersizleri karşılaştırılmış ve sadece “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin demans üzerine etkili olduğu görülmüştür.  10 yıllık takipte bilgi işleme hızı egzersizlerinin demans gelişme riskinde %33 oranında azalma ile ilişkili olduğu görülmüştür. Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.

Beslenme, egzersiz ve meyve yemek demans riskini azaltıyor

Finlandiya’da, geniş bir katılımcı kitlesi üzerinde gerçekleştirilen FINGER çalışmasında Akdeniz tipi diyet ile beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğunun saptandığını belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şöyle devam etti: “Amerika’da yapılan benzer bir çalışmada ise Akdeniz tipi diyet ile beslenen, fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan bireylerde Alzheimer Hastalığı için karakteristik olan amiloid ve tau proteinlerinin beyindeki birikiminin çok daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 2016 yılında çeşitli çalışmalarda elde edilen bulgular günlük meyve tüketiminin Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koymuştur.”

Tıbbın önündeki en önemli zorluk: Alzheimer hastalığı

Tam aşılardan umut kesilmişken, yaşanan yeni gelişmelerde Alzheimer tedavisindeki tablonun bir kez daha değiştiğini belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç tedavi alanındaki gelişmeleri özetledi. “1906 yılında Alzheimer hastalığını tarif eden Alman nöropsikiyatr Alois Alzheimer, hastalıkta beyinde amiloid plaklar ve nörofibriler yumaklar adı verilen istenmeyen birikimlerin olduğunu yazmıştı. Son 10-15 yıl ise beyinde biriken amiloid maddesini temizleyen aşı çalışmalarının heyecanı ile geçti. Tüm hararetine rağmen bu çalışmalar ya başarısız sonlanmış ya da çok sınırlı olarak etkili çıkmış ve bu stratejiden yavaş yavaş umut kesilmişti. Tam bu sırada geçtiğimiz haftalarda Nature dergisinde erken dönemdeki Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid maddesini doz ile ilişkili olacak şekilde temizleyen “Aduconumab” adlı molekülün verileri yayınlandı. Bu verilere göre bu molekül diğer aşılar gibi beyinden amiloid maddesini temizliyor ama onlardan farklı olarak ilk defa hastalarda gidişatı da yavaşlatıyor. Bazı yan etkiler izlense de bunların bu çalışmada kabul edilebilir yan etkiler olduğu söylenebilir. Önümüzdeki yıllarda bu molekülün ikinci aşama verilerini heyecanla bekleyeceğiz.

Sosyal bir hayat, kahve ve kakao Alzheimer’e karşı koruyucu

Sosyal bir hayatın Alzheimer’a karşı koruyucu bir etkisi olduğunu belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, kahve ve kakaonun koruyucu etkilerinin üzerinde durdu. “Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür. Bu ilişkinin araştırıldığı tüm çalışmaların sonuçlarının bir araya getirilmesi ile hiç kahve içmeyenlere göre, günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde Alzheimer hastalığı riskinin azaldığı gözlenmiştir.

Buna karşılık 3 bardak ve üstü olacak şekilde aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür. Benzer şekilde kahve tüketiminin bir diğer nörodejeneratif hastalık olan Parkinson hastalığında da olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmalarda bahsedilen 1-2 bardak kahve bizim geleneksel kahvemiz olan Türk kahvesi açısından düşünüldüğünde 3-4 fincan kahveye denk gelmektedir. Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır.”

“Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur. Kakaonun deney hayvanlarında Alzheimer hastalığında biriken plakları azalttığı ve de içeriğindeki flavonoid adı verilen maddelerin zihinsel işlevlere müspet etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Bu bilgiler ışığında sosyal bir hayat yaşamanın da koruyucu etkisi düşünüldüğünde dostlar ile içilen

kahve ve yanında ağzı tatlandıracak bitter çikolatanın Alzheimer gelişimine karşı koyan müttefiklerimiz olduğu düşünülebilir.”

Alzheimer hastalığı ve inflamasyon

Alzheimer hastalığında beyin hücrelerinin ölümünün yanı sıra, çok erken evrelerden itibaren inflamasyonun da eşlik ettiğini belirten Doç. Dr. Başar Bilgiç, son dönemde Alzheimer hastalığı tedavisinde inflamasyonu azaltan ilaçların da denendiğini belirtti. “Şimdilik erken dönemdeki çalışmaları yapılan ve kanser hastalarında kullanılan bir sentetik kannaboid ve nadir görülen bir kansızlık nedeni olan orak hücreli anemi tedavisi için geliştirilen bir molekül Alzheimer hastalığında deneniyor. Bu yaklaşımın yararlı olup olmayacağını, bu moleküllerin hastalardaki kullanımı ile öğreneceğiz. Alzheimer hastalığında kandaki beyaz küre hücrelerini uyaran sargramostim isimli etken maddenin de etkili olabileceğine dair ön veriler mevcut. Bu ilacın etkinliği de hastalarda denenmekte ve bununla ilgili cevabı önümüzdeki yıllarda alacağız.”

http://t24.com.tr/haber/turkiyede-600-bin-aile-alzheimer-hastaligi-ile-mucadele-ediyor,360718

29Ağu

Öykülerini Sadan Hanım anlatacak Alzheimer’ın günlük yaşama etkisi film oluyor… Belgeselin başrolünde ise kendisini 30 yaşında ve Heybeliada’da sanan ve 2013’ten beri hastalıkla mücadele eden 90 yaşındaki Sadan Ünüvar yer alacak

Gökhan Karakaş / istanbul

Çağımızın en önemli hastalıklarından biri olan Alzheimer bilim insanlarının en çok ilgilendiği sağlık sorunlarının başında geliyor. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre her 3 saniyede bir kişi bu hastalığa yakalanırken, 600 bini ülkemizde olmak üzere 45 milyon kişi bu hastalıkla mücadele ediyor.

Bir İstanbul hanımefendisi
Dünya üzerindeki en yaygın beyin hastalığının günlük yaşama etkilerini ve korunma yollarını anlatacak için ilk belgesel sinema filmi ise Türkiye’de çekiliyor. Ünlü belgesel yönetmeni Göksel Gülensoy’un Kadıköy Moda’da yaşayan kayınvalidesi Sadan Ünüvar’ın alzheimera yakalanmasının ardından çekimlerine başlanan film için 3 yıldır görüntü kaydı yapılıyor. Filmin başrol oyuncusu 90 yaşındaki Sadan Ünüvar, 2013’ten beri Alzheimer’la mücadele ediyor ve kendini 30 yaşında Heybeliada’da sanıyor.
Çocuklarını ve torunlarını tanıyamayan ve sürekli geçmişiyle ilgili sorular soran Sadan hanım tam bir eski İstanbul hanımefendisi. Eşi Ziyaettin Ünüvar’ın sinema ve tarih hobisi nedeniyle hatıralarını ölümsüzleştiren fotoğrafların yanında 1950’li yıllara ait 8 mm’lik film arşivi de bulunan Sadan Ünüvar, Heybeliada’daki iki katlı ahşap evinden her sabah sahile yürüyüşe çıkmak istiyor. Kendisine bakan eşi tarafından başka bir odaya götürüldüğünde sahilde yürüyüş yaptığını düşünen Sadan Ünüvar, sürekli eski İstanbul ve ada günlerini anlatıyor.

40’ların İstanbul’u
Filmin yönetmeni Göksel Gülensoy, belgeselle hastalığa yakalanan kişi ve ailelerine yardımcı olabilecek ipuçları vermeyi hedeflediklerini söylüyor. “Alzheimer’ın belirtileri, teşhisin sonrası hastanın daha uzun ve kaliteli yaşamı için yapılması gerekenler ve hasta yakınlarının ruhsal durumlarını güçlendirmek için yöntemler anlatılacak. Alanında uzman iki bilim insanının katkısıyla etkileyici bir film ortaya çıkıyor. Bu filmle dünyaya çok önemli bir eser bırakacak” diyen Gülensoy, 1940-50 yıllarına ait İstanbul görüntülerinin yanı sıra Sadan hanımın Washington, Roma, Paris, Londra ve Tanca gibi şehirlerdeki gezilerinin görüntülerini de filmde kullanacaklarını söylüyor.

‘O kayıtlar çok önemli’
Filmin bilimsel danışmanları, Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu ile İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Barış Topçular. İki bilim insanı da her çekimde Sadan hanımın yanında yer alıyor. Doç. Dr. Topçular, “Alzheimer geniş kitlelerin korkusu. Kitleleri bilinçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen bu belgesel çalışmada, hastanın kimliği, belgeseli ilgi çekici ve akıcı hale getirecek. Hastalığın beyinde yarattığı hasarların vurgulanması için hastanın anlattığı döneme ait kayıtlar önemli. Bu bizim için önemli bir şans. Belki de dünyada ilk kez bu yöntemle çekilen bu filmin hem sağlık hem sinema dünyasında ses getireceğini umuyoruz” diye konuşuyor.

‘Gelişmeler umut veriyor’
Alzheimer’ın sıklıkla 65 yaş sonrasında unutkanlıkla başladığını belirten Doç. Dr. Barış Topçular, hastalıkla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Günümüzde ne yazık ki Alzheimer hastalığını durduran ya da tamamen geçiren bir tedavi yok. Ancak son Dünya Alzheimer Kongresi’nde umut verici gelişmeler bildirildi.”

 

http://www.milliyet.com.tr/oykulerini-sadan-hanim-anlatacak-gundem-2314101/

Yazı dolaşımı